Aslında köle zihniyetinin çarpık bir yansıması olan İsrail saldırganlığının tarihi kökleri ayrı bir yazı konusu. Yaklaşık 2000 yıl köle ve göçebe yaşamaktan kaynaklanan öfke duygularını bastıramayanların ilkel dürtülerinin teşhisini bilim adamlarına bırakarak konunun siyasi tarafını inceleyelim.
‘Tapusu bizim’dediğimiz coğrafyalarda İsrail’in devlet haysiyetiyle bağdaşmayan ve insanlığın vicdanını derinden kanatan vahşi tecavüzleri Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Abluka altında tuttuğu Gazze’ye gıda yardımına bile tahdit koyan Siyonist anlayış, kadın ve çocukların üzerine hava saldırılarıyla ‘kurşun dökme’eğitimini ülkemizde alıyor.
500 yıl boyunca kendi aralarındaki sorunları dahi Osmanlı’ya çözdürmeyi adet edinen bu kavim, devlet-i âliyenin en sıkıntılı zamanında Sultan Abdülhamid’e, devletin borçlarının ödenmesi karşılığında Filistin topraklarının kendilerine verilmesi küstahlığında bulunmuştu. Sonunda ihtiraslarına BM’nin desteği ve İnönü yönetiminin tavizleri sonucunda nail oldular.
1948’de kurulduğunda komşuları, Mısır, Ürdün, Suriye ve Filistin’in yerli Araplarıyla savaşa giren İsrail’i, Türkiye bir yıl içinde resmen tanıdı. 1950’de ilk anlaşma ticaret alanında imzalandı. 1956’da Süveyş Kanalı yüzünden çıkan savaşın ardından büyükelçiler karşılıklı olarak çekildi. Bir yıl sonra ilginç bir tesadüf gerçekleşti! İsrail’in Başbakanı Ben-Gurion, dışişleri Bakanı Golda Meir’i ve müsteşar Şimon Perez’i taşıyan uçak, Ankara üzerindeyken ‘arızalandı’ve zorunlu iniş yaptı. Zorunlu iniş Türkiye ve İsrail arasında istihbarat alanında işbirliğini öngören anlaşmayla sonuçlandı. İran’ın da katıldığı bu işbirliği, işkence kavramlarına ‘Filistin askısı’deyimini hediye etti.
Başkonsolos Efraim Elrom’un, 1971’de THKP-C tarafından kaçırılıp öldürülmesinin ardından, suçluların bulunması amacıyla istihbarat ilişkisi hız kazandı. Ancak İsrailli ajanların farklı istihbarat görüşmeleri de bulunuyordu. ABD’de İsrail adına çalışan bir casus l988 yılında yakalandı. Ülkemizdeki NATO binalarının yapımını üstlenen bir İsrail firmasının, bu binaların planlarını Moskova’ya da pazarladığı ortaya çıktı.
1999 yılında PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesinde İsrail gizli servisi MOSSAD’ın etkin olduğu biliniyor. Fakat aynı İsrail 1998’de, bölücü elebaşını almak için gerekirse Suriye ile savaşacağımızı açıkladığımızda, Suriye sınırındaki askerlerini çekerek karşılık vermişti. İktidar partisinin Hamas liderlerinden Halid Meşal’ı ülkemizde ağırlaması İsrail’i kızdıran konulardan biriydi. 2002’de de Başbakan Bülent Ecevit, İsrail’in yaptıklarını soykırım olarak nitelendirince New York merkezli Türkiye’nin Amerikalı Musevi Dostları (AAJFT), derneklerini feshetmeyi düşündüklerini açıklamıştı.
ABD, Türkiye’ye zorunlu olarak İsrail’le ilişki kurmanın yollarını gösteriyordu. 1986 yılında F-4 jet uçaklarının modernizasyonunu ABD reddedince, Türkiye İsrail’in kapısını çalmak zorunda kaldı. 1994 yılında söz vermesine rağmen havada yakıt ikmali yapan tanker uçaklarını vermeyince, Türkiye yine İsrail’e müracaat etti. Aynı yöntem 160 adet M60 tankının modernizasyonunda da kullanıldı.
İsrail, Güney Lübnan’da üslenen Hizbullah örgütüne, Gazap Üzümleri operasyonu başlattığında Aksiyon dergisi Türkiye İsrail Gizli Askeri Anlaşması’nı yayımladı. Türk ve Ortadoğu kamuoyunun tepkisini işte bu anlaşma çekmişti. Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmayı ile İsrail Milli Savunma Bakanlığı arasında Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nın tarafları ilginçti. Türk tarafının yetkili otoritesi Türk Genelkurmayı, İsrail tarafının yetkili otoritesi İsrail Savunma Bakanlığı olarak belirtiliyordu. Org. Çevik Bir’in böyle bir yetkisinin yasal dayanağı netliğe kavuşturulamadı. Anlaşmanın içeriğinde tarafların, 31 Mart 1994’te imzalanan Güvenlik/Gizlilik Anlaşması hükümlerine tabi olacakları belirtiliyor. 5 yıl süreli anlaşma anlaşıldığı kadarıyla halen yürürlükte...
Arafat’la barış görüşmesi yürüttüğü için, “Yahudiliğe zarar verdi (Rodef oldu)” diye kendi başbakanı Rabin’i bile öldüren fanatiklerin ülkesi İsrail’de 2002 yılında binbaşı Cengiz Toytunç’un şehit edilmesi dahi sıradan bir olay gibi üstü örtülebiliyor. İsrail’in ‘katilin Filistinli olduğu’iddiası yalanlandı. Üstelik Türkiye’nin İsrail’e otopsi izni vermemesi ve sert açıklamalara rağmen olay faili meçhul olarak kaldı.
Kritik süreçlerde imzalanan, TBMM’nin dahi bilmediği gizli anlaşmaların yasal olup olmadığını birileri aydınlatsa da öğrensek.